Zülfü Livaneli’nin Leyla’nın Evi Kitabından 16 Hayatlara Dokunan Alıntı


Livaneli bu eserde, farklı dünya insanlarının yollarını kesiştirerek okuyucularına renkli bir tablo sergiliyor. Bu tablo Osmanlı asilzadelerini, eski İstanbul’un yalı sahiplerini, bugünkü varlıklı aileleri, hatta ”almancı” diye dışladığımız iki ülkeye de kendini ait hissetmeyen gençleri içeriyor.

Aslında bu bir ev hikayesi… Gerek aile geçmişi, gerek yüksek eğitim seviyesi, gerek de bilgisi görgüsü ile sosyalleşemeyen, gün geçtikçe yalnızlaşan Leyla’nın evinin hikayesi. Akıl almaz bir düzende kurulmuş çarkta evini kaybeden Leyla’nın, geri kazanmak için verdiği savaşın hikayesi…

Buket Uzuner’in Kumral Ada Mavi Tuna kitabında Kuzguncuk halkını ne kadar yakından tanıdıysam, Livaneli’nin Leyla’nın Evi kitabında da Boğaziçi halkını ve yalıdaki yaşantıyı bir o kadar yakından tanıdım.

 

 

1.

(…) Yanında ona sokulmuş iri kara gözlü, yıpranmış bir kadın; vaktiyle hayli güzel olduğu belli; başını, yumuşacık, adamın omzuna yaslanmış. Bu küçük hareket bile onların hayatını özetliyor: Bu sert toplumda himaye edilen bir kadın ve koruyucu erkek.

2.

Boğazın mavi sularına dikilen sedir direklere yaslanmış, altlarında loş kayıkhaneleri olan bu nazlı yapıları görebilmek, ancak Boğaziçi’nde gidip gelen beyaz Şehir Hatları vapurlarının yolcularına, balıkçılara, gezinti tekneleriyle dolaşanlara nasip olurdu. ( İstanbul’u dinliyorum)

3.

Şairlerin dediği gibi,”Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, berlin güzel bir kışla ama istanbul güzel bir şehir”di.

4.

Boğaziçi’ndeki durgun yaşamın nazlı kadınları seslerini hiç yükseltmez, başlarına ne gelirse gelsin tevekkül ve sabırla dayanır, gözlerindeki acı ve sitem dayanılmayacak kadar artınca da süblime içer ve intihara teşebbüs ederlerdi.

5.

Leyla eğer biraz daha zayıf biri olsaydı o anda ağlardı. İçinden ağlamak geliyor, boğazına yumrular tıkanıyordu ama her zaman kendine hakim olmayı bilirdi. Boğaziçi’nin çıtkırıldım nazeninlerinden biri değildi; mantıklı bir insandı.Duygularını belli etmemek üzere eğitilmişti, içi deniz gibi kabardığı anlarda bile ince yüzünün hiçbir adelesi oynamaz, ela gözleri karşısındakine dimdik bakardı.

 

 

6.

Işin en kötü yanı da dünyanın herkes için cehennem olmadığını, daha iyi, daha mutlu, bir yaşamın varlığını bile bile buna katlanmak…

7.

Ailesine karşı tek kalkanı da bu :”Bu kız delidir” yargısının arkasındaki özgürlük duygusu.

8.

Terslik, özgürlüğü erkekleşme gibi anlayarak kadınlığı küçük düşüren ve doğalarını değiştirmeye çalışan kadınlardaydı.

9.

Porno kadın erkek ilişkilerinin çarpıtıldığı, son derece zalim bir alandı. Erkeklere hitap eden bu filmler kadın bedenini değersizleştiriyor, kadını zulmedilmesi, aşağılanması, kirletilmesi gereken ve erkeğin hizmetinde bir et parçası konumuna düşürüyordu. Korkunç bir şiddetti bu.(…) Onun bedeni bir deneme tahtası ve atış levhası değildi ki. Bir insan vücuduydu.

10.

Leyla genç bir kız olduğunda, artık diğer insanların içine karışamayacak kadar çok şey biliyordu.Yalnız aile geçmişi değil, eğitim seviyesi de onu sıradan eğitim gören çocuklardan ebediyen ayırmıştı. Bilgisi ve görgüsü, bu gibi durumlarda hep görüldüğü gibi, Leyla’yı ömür boyu bir yalnızlığa itecekti.

11.

(…) Roxy, Yusuf’un kişiliğini daha iyi anlamaya çalışıyor ve sorular soruyordu ona:”sen hiç kavga eder misin?”

”kiminle?”

”Ne bileyim, karşına çıkıp canını sıkanlarla.”

”Bazen”

”Peki hiç yumruk yumruğa dövüştün mü? Birinin yüzüne yumruk attın mı?”

”Hayır!”

”Neden?”

”Niçin yapayım? Birinin yüzüne vurmak neden gerekli olsun ki?”

12.

Ali Yekta Bey, Leyla Hanımın ”saraylı” edasından çok etkilenmiş, heyecanlanmış, eski günleri bulduğu düşüncesine kapılmıştı. Ne de olsa böylelerine pek sık rastlanmıyordu artık.”Hele İstanbul’u milyonlarca Anadolu köylüsü bastığından beri” diye düşündü, ”Rumeli asilzadeleri geçmişe ait birer süs haline geldiler.”

13.

Leyla hanım bu cevap üzerine tekrar adamın kaçık olduğunu düşünmeye başladı. Üzerinden beş yüz yıl geçtikten sonra hala İstanbul’un fethini düşünen ve tepki duyan adam, olsa olsa bir meczuptu ona göre. ”Beyefendi ” dedi, ”tarihi bugünkü kafamızla anlamamayı öğrettiler bana. Bizans surlarında Türklere karşı çarpışanlar arasında Fatih’in akrabası Şehzade Orhan da vardı. Böyle bir şeyi aklınız alıyor mu şimdi? Ayrıca Hıristiyanlaşmış Türk askerlerine de Turkopuli diyorlardı. Bunu duydunuz mu?”

14.

Tutkuyla bağlı olduğu kızın, hayatın konforunu bozmayacağı güveni yayılıyordu içine. Ne muazzam bir şeydi bu.

15.

Çocukluğunda anneannesinin anlattığı bir Süleyman Peygamber kıssasını hatırladı. Kuş dilini bilen Süleyman Peygamber’e bir gün bazı kuşlar gelip”Serçe senin aleyhinde atıp tuttu! Neler söyledi neler!” demiş.

Süleyman Peygamber, ”Bu sözleri söylerken yanında dişisi var mıydı?” diye sormuş.

”Evet, vardı!” cevabını vermişler.

Bunun üzerine, ”Bırakın o zaman” demiş, ”aldırmayın. Normaldir bu.”

16.

Son sözüm: Leyla’nın evi Leyla’ya.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zülfü Livaneli’nin Leyla’nın Evi Kitabından 16 Hayatlara Dokunan Alıntı

Giriş Yap

Topluluğumuza katılın!

Hesabın yok mu?
Kayıt Ol

Şifreni Resetle

Geri dön
Giriş Yap

Kayıt Ol

Neokusam Topluluğuna Katılın

Captcha!
Geri dön
Giriş Yap
Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Liste
The Classic Internet Listicles
Açık Liste
Açık Liste
Oylanabilir Liste
Oylanabilir Liste
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı