Bak Baba Sen Korkup Gittin ama Ben Hiç Korkmadan Yazabildim

avatar

Abdullah Turan

  • e 6

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Merhaba değerli okuyucularımız ben Abdullah Turan her pazar bir yazar sloganı ile başlattığım bu yazı dizisine Poesis Kitap yazarlarından Serdar Sevgi ile başlıyoruz. Haydi röportaj serüvenimize başlayalım.

A: Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

S: İnsan hayatının öncesi ve sonrası vardır. Kütahya’nın Simav ilçesinde doğdum. Her küçük ilçede doğan bir birey gibi üniversitede çıkabildim Simav dışına. Kitaplarla tanışmamda orada başladı. Geçimimi sağlamak için kitap sattım. Değirmendere sahil şeridinde. Tezgaha gelen her kitabı okumadan okuyucuya sunamıyordum. Alamut kalesi, Şu çılgın türkler ve ferrisi’ni satan bilge dönemleriydi. İki Serdar vardır bende. Biri hiper aktif yerinde duramayan, diğeri içinde yaşayan. Birine zincir taksan durduramazsın, diğerini de vinçle kendi dünyasından çıkaramazsın. Biri güzel dağıtır, biri de iyi düşünür. Motor seven bir insanım. Onun dostluğu bambaşkadır. Edebiyat bir de. Öyle güzel dostlarım var ki onun sayesinde. Onun dışında Eskişehir’de yaşayan pandemiden mağdur bir sağlık personeliyim. Dünyanın en güzel duygusuna, yarı sahip olan iki tane kız çocuğu sahibiyim. Akıllı kızım Özdil’im ve haylaz kızım Dünya’m. Başkada bir şey yok be. Standart işte. Ekmeğimizin peşindeyiz.

A: Yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz?

S: Üniversitede olmayan sevgiliye mektuplarla başladım. Bir yerde yayınlanmazdı, okuldaki arkadaşlarımı okuturdum zorla 😊. Okul bittikten sonra Simav’a memleketime geri döndüm. Oradaki ‘’Simav’ın sesi’’ gazetesinde köşe yazarlığın başladım. Hayatın içinden yazılar yazmaya başladım. Sonra ‘’haber curcuna ve hikintus’’ adlı internet sitelerinde kısa öyküler kaleme aldım. Ama kendi adıma en mutlu olduğum olay, ‘’Son gemi’’ edebiyat dergisinde öykümün yayınlanmasıydı. Çünkü o dergide yazan herkes en az bir kitap yazmıştı. Benim ise daha bir kitap dosyam bile yoktu.

A: İlk kitabınızı ne zaman yazdınız? Yayınlanma süreci hakkında bilgi verir misiniz?

S: İlk kitabımı ne zaman yazmaya başladım sorusu biraz karışık. Mavi Tekerli Bisiklet kitabım, daha önce yazdığım kısa öykülerin uzatılmış hali oldu. Mesela ‘’peki’’ öyküsünü beş yıl önce yazmıştım. Bir Word sayfası bir öyküydü. Onu on Word sayfası haline gelmesi beş yıl sürdü. Kesinlikle çok iyi bildiğim ama bir türlü uygulayamadığım bir gerçek var. O da şudur: edebiyat disiplin gerektiren bir uğraştır. Ama o disiplin yok bende. Hiperaktivite var çünkü. Oturup bir şey yazmaya otursam, yarım saat sonra evde yanmayan lamba aklıma gelir onu değiştirmeye kalkarım. O yüzden bu kitabı nasıl çıkarttım ona bile şaşarım.

Yayınlanma süreci için sadece şunu söyleyebilirim. Lanet bir süreç. Edebiyata gönül vermiş arkadaşların umutlarını ve içindeki heyecanlarını kesinlikle kaybetmemelerini önerebilirim. Öyle saçma tiplerle muhatap oluyor ki insan, lanet olsun diyebiliyor. Mesela bunu Emrah Serbes çok güzel anlatır. İlk yazdığı kitapları yayınlatmak için kapı kapı yayın evi geziyor ve hiçbiri muhatap olmuyor onunla. Muhatap olmayı bırak suratına dahi bakmıyorlar. Pes etmiyor tabi Emrah. Erken kaybedenleri yazıyor. Sonra erken kaybedenler karşımıza Behzat Ç olarak çıkıyor. Bir gün Behzat Ç’nin galalarının birinde vakti zamanında kapısına gittiği ve suratına bile bakmayan editör yada yayın evi sahibi de olabilir, Emrah Serbes’in yanına gelip, ‘’Emrah Bey çok severek okuyoruz sizi diyor. Sinirleniyor Emrah ve sağlam bir küfredip kendi galasını terk ediyor. Gerisini siz düşünün.

Sektörde o kadar şımarık, o kadar tepeden bakan ve bir o kadarda sahtekar tipler var ki anlatamam.

Ben bu konuda şanslı oldum. Kendi yayın evimin sahibi yani seninle eskiye dayanıyordu dostluğumuz. Benim dosyam hazırdı. Hazırdı ama ben çok üstüne düşmüyordum. Gönderdiğim birkaç yayınevinden haber bekliyordum. O süreçte de hayatımda köklü değişiklikler yapmıştım. Simav’dan Eskişehir’e tayin istemiştim. Yeni iş yeri, yeni ev. Taşınma, yerleşme ve alışma süreci derken baya yoğun geçiyordu günler.

Yeni iş yerimde bir haksızlığa şahit oldum ve buna baş kaldırdım. Ve bu yaptığım davranış yönetimin hoşuna gitmedi ve beni başka bir ilçeye görevlendirdiler. Görevlendirme resmi dili, asıl anlamı: sürgündü. Akıllarınca sürdüler beni. O zaman karar verdim kitabı bastırmaya. Çünkü biliyordum o kitap bana bir kimlik kazandıracaktı. İçindeki öyküler bu ülkenin gerçeğinin aynasıydı, ve bir başkaldırıydı.

 Sende Poesis kitabı yeni kurmuştu, O’na açtım konuyu. Tabi ki Abi deyip yola koyulduk. Bu sayede değerli dostum Aydın Zeyfeoğlu ve Dolunay Aker ile yollarımız kesişti. Uykusuz gecelerimizin ardından Mavi Tekerlekli Bisiklet raflarda ki yerini aldı.

A: Kitabınıza isim olan öykünün sizde uyandırdığı hissiyat nedir?

S: Mavi Tekerlekli Bisiklet benim öykümdür. Orada ki Dursun benim babamdır. Uğradığı bir iftirayı gururuna yediremeyip gidip intihar eden adamdır. O öyküyü yazmak hiç kolay olmadı benim için. Her sayfasında litrelerce kan gibi gözyaşı vardır. Ama yapılan zulmü de sayfalara aktarıp insanları buna okutmak, rahmetliye ‘’bak baba sen korkup gittin ama, ben hiç korkmadan yazabildim.’’ Demek gibi bir şey.

A: Yazmak sizin için ne ifade ediyor? Şuan da yazdığınız bir kitap var mı?

S: Ya şimdi şöyle bir şey var. İnşalar hayatında bir şeye hayran olurlar. Kimisi bir popçuya hayran olur, kimisi bir topçuya. Kimisi doğa sever, kimisi kitap. Ben kitap sever oldum. Güzel yazanlara oldu benim hayranlığım. Okuduğum her güzel kitapta o kitabı yazan yazarı merak ettim.

Yazmak benim için ne ifade ediyor sorusuna, ‘’ben yazmazsam ölür biterim’’ gibi tepeden cümleler kuramam. Benim için yazmak bir kırılma noktası. Bir göz yazı. İçime oturan taşı dökme uğraşı. Kitapta da söyledim bir yazar değilim ben. Yazarlık ciddi disiplin ve birikim gerektiren bir uğraş. Mesela bu işin hakkını veren ustalarım kendilerine okuma saatleri düzenliyorlar, ben o esnada bir rakı masasında ya da motor tepesinde olabiliyorum. Ama tabi ki edebiyat kitaplar klavyeye giden parmaklarım hayatımın olmazsa olmazı.

A: Okumalar yapıyor musunuz? Okuduğunuz hangi kitabı yazmış olmayı isterdiniz?

S: Okuyorum evet. Bir önceki sorudaki yanıttaki gibi. Bende okuma şöyle oluyor. Geceleri yatarken okurum. Ortalama elli sayfa falan ama bazen öyle bir an oluyor ki bir günde dört yüz sayfalık kitabı bir oturuşta bitirdiğim oluyor.  Belli olmuyor yani. Tabii ki büyük usta Oğuz Atay’ın Tutunamayanlarını. Ama şunu da belirtmeden edemem. Kitaptan ziyade şiir, hangi şiiri yazmak isterdin diye sorarsanız: Çok Değerli Abim Ali Lidar’ın ‘’İsmail’in Kendi Kendine Delirmişliğine Dair Hikayat’tır.’’ Bir baş yapıt gibidir o şiir.

A: Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?

S: Bir okuyucu olarak, okuyucuya ne söyleyebilirim ki. Okuyacağımız kitaplar hep çok olsun.

Sıradaki içerik:

Bak Baba Sen Korkup Gittin ama Ben Hiç Korkmadan Yazabildim