“Köklerimizi Anlama Çabası”: Müslim Akil Avcı ile Tarih, Kurgu ve Gerçeklik

avatar

Abdullah Turan

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

1. Romanlarınızda ağırlıklı olarak Türk tarihinin kritik dönemlerini işliyorsunuz. Sizi tarihi romanlar yazmaya yönelten, tarihe olan bu derin ilginizin kaynağı nedir?

Tarihe olan ilgim aslında köklerimizi anlama çabasıyla başladı. Bizler, çok geniş bir coğrafyada derin izler bırakmış, muazzam bir medeniyetin çocuklarıyız. Selçuklu’nun çadırından Osmanlı’nın sarayına uzanan o büyük yürüyüş, içimde her zaman bu destanı anlatma arzusu uyandırdı. Yıllardır farklı mecralarda tarihi anlatma ve yaşatma gayretindeyim. Bu zengin geçmişi, o dönemin ruhunu hissederek kâğıda dökmek benim için sadece edebi bir heves değil, aynı zamanda geçmişimize duyduğum bir vefa borcu.

2. Hafiye, Üç Ok ve Nizam-ı Alem Büyük Selçuklu gibi eserlerinizde Sultan Abdülaziz, Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah gibi gerçek tarihi şahsiyetleri kurgu karakterlerle harmanlıyorsunuz. Tarihi gerçeklere sadık kalmak ile edebi kurguyu esnetmek arasındaki o hassas dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Bu süreç, yazarlığın en zorlu ama en keyifli kısmı. Sultan Alparslan, Sultan Abdülaziz veya Sultan Melikşah gibi isimler milletin hafızasında yer etmiş, omuzlarında koca bir tarihin yükünü taşıyan gerçek şahsiyetler. Onların tarihsel konumlarına ve bıraktıkları mirasa mutlak bir saygı duyuyorum; hikayemin ana omurgasını tartışmasız tarihi gerçekler oluşturuyor. Kurguyu ise bu gerçeklerin arasındaki boşlukları doldurmak, o dönemin havasını, gerilimini ve insani duygularını okura bir film şeridi gibi hissettirmek için bir köprü olarak kullanıyorum.

3. Tarihi bir dönemi veya olayı kaleme almadan önce masanızda nasıl bir hazırlık süreci yaşanıyor? Dönemin ruhunu okura eksiksiz yansıtmak için kaynak taramalarınızda en çok nelere dikkat ediyorsunuz?

Masamın üzeri bir dönemi yazmaya başlamadan önce adeta bir savaş alanı gibidir. Sadece dönemin siyasi ve askeri yapısını incelemek yetmez. İnsanlar ne giyerdi ne yerdi, sokaklarda nasıl bir atmosfer vardı? Dönemin ruhunu yakalamak için tarih kitaplarının ötesine geçip o devrin sosyal yapısını anlatan kaynakları, hatıratları ve belgeleri didik didik ediyorum. Okurun o dönemin tozunu yutması ve kılıç seslerini duyması için bu titiz arka plan çalışması olmazsa olmazım.

4. Romanlarınızda tarihi şahsiyetlerin yanı sıra okuru derinden etkileyen “Ömer” ve “Eren” gibi kendi yarattığınız güçlü kurgusal karakterler de var. Bu karakterleri inşa ederken ilhamınızı nereden alıyor ve onlarla nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Tarihi liderlerin kararları çağ açıp çağ kapatır ama o kararların bedelini ödeyenler veya zaferin coşkusunu yaşayanlar genellikle isimsiz kahramanlardır. Ömer ve Eren gibi kurgusal karakterler aslında bizden birileri. Onları yazarken sokağın ruhundan, insanımızın o bitmez tükenmez cesaretinden besleniyorum. Okur, o görkemli ve bazen acımasız tarihi olayların içine Sultan’ın değil, bu karakterlerin gözünden bakarak giriyor. Onlar, geçmişle bugün arasında kurduğum en güçlü duygusal bağ.

5. Okur yorumlarına baktığımızda eserlerinizin hem genç okurlara hem de yetişkinlere aynı anda hitap edebilen, akıcı bir dile sahip olduğunu görüyoruz. Farklı yaş gruplarına tarihi sevdirmek bir yazar olarak size ne hissettiriyor?

Tarih, asla sıkıcı bir kronoloji veya sadece ezberlenecek tarihler bütünü değildir; içinde ihanetin, sadakatin, aşkın ve mücadelenin olduğu devasa bir yaşanmışlıktır. Gençlerimizin kendi tarihlerini sürükleyici bir macera tadında okumaları benim için çok kıymetli. Hem gençlerin o dinamik, hızlı ritmine ayak uydurabilmek hem de yetişkinlerin aradığı o edebi ve felsefi derinliği aynı metinde sunabilmek, bir yazar olarak beni en çok motive eden şeylerin başında geliyor.

6. Eserlerinizde anlattığınız dönemlerin (örneğin Sultan Abdülaziz’in hal edilişi veya 11. yüzyıl Selçuklu-Bizans mücadeleleri) bugünün okurlarına ve modern topluma hangi evrensel mesajları verdiğini düşünüyorsunuz?

Tarih belki birebir tekerrür etmiyor ama insan doğası, ihanetler ve güç mücadeleleri yüzyıllar geçse de değişmiyor. Sultan Abdülaziz’in yaşadığı o trajik süreç veya 11. yüzyılda Selçuklu ile Bizans arasındaki ölüm kalım savaşları, bugünün dünyasına, millet olma bilinci ve uyanık kalma zorunluluğu üzerine çok sert ama gerçek dersler veriyor. Dünün krizlerinde ecdadın nasıl bir direnç gösterdiğini anlamak, bugünün modern zorlukları karşısında bize ihtiyacımız olan o sarsılmaz iradeyi sağlıyor. Ve tabii yapılan hatalardan kaçınmayı da gösteriyor.

7. Türk tarihinin dehlizlerinde kaleme alınmayı bekleyen daha pek çok olay ve şahsiyet var. Önümüzdeki dönemde kaleminizden hangi tarihi dönemi okuma fırsatı bulacağız? Üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı?

Türk tarihinde kıyıda köşede kalmış, hak ettiği değeri henüz tam anlamıyla görmemiş muazzam direniş ve teşkilatlanma hikayeleri var. Şu an yeni kitaplarım üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyorum. Bu kez okurları biraz daha yakın bir tarihe götüreceğim. Röportaj için teşekkür ediyorum.

Sıradaki içerik:

“Köklerimizi Anlama Çabası”: Müslim Akil Avcı ile Tarih, Kurgu ve Gerçeklik