MASUMİYETİMİZİ UÇURUMDAN FIRLATTIK

avatar

neokusam.org

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Yazan: Mert Tokatlı

                Her güneş doğduğun ya da ayın parlak ve sahici bakışlarında bir bebek gelir dünyaya. Her saniye yeni bir doğum ve yeni bir başlangıç demektir. Bebekler saftır ve daima saf sevgiye ihtiyaç duyarlar. Dünyanın masum olmadığını insanların hırsları uğruna sadece evet sadece kendi mutlulukları için akla gelen her türlü kirli oyunu ya da pembe olsa da yalanı servis ettiklerini bilmeden gelirler dünyaya.

Doğa da diğer bütün canlılarda saftır. Masumiyetlerini korurlar. İnsanların kendi içinde verdikleri savaşlardan birbirini öldüren kalabalıklardan uzak ve bağımsız doğa ve yeryüzündeki bütün canlılar masumiyetlerini korurlar. Ve doğanın ve bütün canlıların hepimize yabancılaşmasının arttığı günleri ve yılları yaşıyoruz.

İnsanların gözlerindeki nefreti ve menfaatleri için her şeyi yapacaklarını göremez çocuklar, bütün canlılar ve doğa da tabi. İşte biz maalesef her şeyi, herkesi yaraladık. Çocukların ve bütün canlıların masumiyetini bu yapay dünya da önümüze getirilen her şeyi kabul ederek yaraladık. Yeni doğan bebeklerde ve canlılarda, doğa da bizden farklı olan ve bizim unuttuğumuz tek ve eşsiz güç masumiyettir. Evet masum değiliz hiçbirimiz. Çünkü çıkarların, menfaatlerin ön planda olduğu sevginin, aşkın, fedakarlığın olmadığı herkesin birbirine zarar vermek için savaşlar çıkardığı bir dünya da yaşıyoruz. Çocukların, canlıların ve bütün doğanın dengesini yaydığımız kötü düşünceler sarıyor. Hep bir yarış peşindeyiz. Evden çıkıp arabaya binmek işe yetişmek zorunda olmak ve okullardaki sınavdaki başarıyla övünmenin peşindeyiz. Evlenmek için evlenmek ve mutsuzluğumuza ortak çocuklar yetiştirmek tek düşüncemiz. Temeli sağlam olmayan aileler kurmaktayız. Tek önemsediğimiz kendi mutsuzluğumuzu mutluluğa çevirmek. Ne doğacak çocuğumuzun ne eşimizin bizim için önemi yok. Oysa hayır böyle olmamalı plan insanı olmamalıyız. Çünkü temelsiz binalar her zaman çökerler. Ama neden bu yarış niye ve kim için yarışıyoruz. Cenneti garanti altına almak için mi? Yoksa başarılarımızı duvarlara asıp sergiler mi açmak istiyoruz. Her insan öleceğini bilir ama buna rağmen her an daha çok para, daha çok başarının peşine düşer. İnsanın öleceğini bildiği halde bu savaşlara girmesi anlamsız bir yemek tarifinden başka bir şey değildir. Her şeyi önemsek düşüncesiyle yürümek kesinlikle hayatın anahtarı bu değildir. Çünkü hayat  yaşadıklarını önemsedikçe ve planlar yaptıkça hayal ettiğin ve düşündüğün her şey koşarak senden uzaklaşır. Masumiyeti kaybetmek için her şeyi yapmaktan zevk mi alıyoruz yoksa. Çocuk saflığında kalmak varken doğayla konuşup dünyaya,insanlığa yol göstermek varken neden bu anlamsız yarışın içindeyiz. İnsanları mutlu etmek için mi? Bence kendi özümüzle bütünleşip kendimizle olan savaşımızı kazanmadan hayatın içinde var olmamamız ve masumiyete sarılıp yolculuklara çıkmamız mümkün değil. Çocukların ve dünyadaki canlıların hepimizi solladığı nokta bu işte. Yani beklentisiz bir beklentinin içinde olmak. Şunu anlamak gerekiyor bence. Öleceğini bilip yaşayan ve birbirini sevmeyen durmadan birbirine zarar vermek için çaba sarfeden dünyadaki tek varlık biziz. Paranın insanın önünde olduğu ve değer yargılarımızın çöktüğü bu zamanlarda. Özümüzden koptuğumuz için yaşayan insan rolü yapıyoruz. Peki bu nefretin ve hayatlarımıza saldırmanın nedeni nedir? Kafamızdaki programı takip etmekten başka bir nedeni yok. Elbette hayal etmek ve istemekle başlar herşey fakat hedeflerimiz ve hayal ettiğimiz herşey için her türlü bedele razı oluyoruz ve  işte o zaman kendimizi terk etmiş oluyoruz. Bahsettiğim insanlardan her yerde çok var. Oysa asıl olan özgün olmaktır. Tabi bir o kadar da önemli olan bu özgünlüğü,özgürlükle harmanlayıp yollara düşmektir. Ama çok önemli bir noktayı da atlamamak lazım. Özgür olmak demek karşındaki insana ve insanlığa Allah’ın yarattığı her canlıya sevgi ve saygı göstermek demektir. Yeryüzünde hiç kimse kendini özgürlüğü için başkasını mutsuz etmemeli. Kaybolan hayatların etrafımızda sayısız olmasının nedeni de budur. Bilmediğimiz,hayatımız da olmayan herkesi ve her konuyu yargısız infaz etmeye hakkımız yok.Unutmamamız gereken durumlardan biride kimsenin hayatı hakkında yorum yapmamızın imkansız olmasıdır. Çünkü bir insanı tanımak hiç kolay değildir ve zaman ister. Ama biz işin dedikodu,iftira,yaftalama,sınıflandırma yani koyu  ötekileştirme tarafındayız daima. Sevmekten uzak nefret koşularındayız. Çocuk saflığımızı kaybettiğimiz için doğa  isyan ediyor. Sadece anın içinde yürüyen bir gölge olduğumuzun hiçbir zaman farkında değiliz. Bu hırsalar niye? Bu kinle dolu banyolarda sabahlamaktan bıkmadık mı? Dünyada çocuklar açlıktan ölürken, insanlar acı doluyken bunların nedenlerini,sonuçlarını hissetmeden nasıl mutluyum diyebiliriz. Evet kendimize değer vermeliyiz,Kendimizi sevmeliyiz de ama kendimize duyduğumuz aşk neden? Bir çocuğun saflığını,canlıların,doğanın saflığını yaşayan ve insanlığa yardım eden bireyler olmalıyız. Yaptığımız işlerden kazandığımız paralarla sadece kendi saltanatımızı kurmayı düşünüyoruz. Unutmayalım dünya da yok olan,yok edilen hayatları hep hatırlayalım. Çünkü onlarında mutlu olmaya,hayata tutunmaya,sağlıklı yaşamaya ihtiyaçları var. Bir insan sadece kendi mutluluğu için yaşıyorsa o insan niteliksiz,amaçsız ve düşüncesiz insan demektir. Zordaların,açların,hastaların,çaresizlerin mutsuz olduğu,yoksulluğun insanlığı sardığı bir dünyada duyarsızca davranan kalabalıklarla yaşıyoruz. Ve insanlar kendilerine çok mutluyum çünkü her şeyimiz var diyorlar. Hayatta asıl mesele beyazı görmek değildir. Aslı mesele siyahı beyaza çevirmek ve insanlığa maddi manevi yardım eden bir birey olabilmektir. Çocuk masumiyeti,canlıların,doğanın masumiyetiyle yaşamaktır önemli olan. Dünyadaki bütün işkence aletlerini yapanların yine insanlardır. Sevginin,dostluğun,kardeşliğin,aşkın ve yardımseverliğin var olduğu günler,yıllar görmek dileğiyle. Masumiyetimizi uçurumdan fırlattığımız günlerin bitmesi ve bir daha bu günleri yaşamamak dileğiyle.Yarınlarımızda,gülen gözlerin yaşadığı bir dünya da uyanmak istiyoruz. Sabah kokularıyla uyanacağımızı düşleyerek yaşamak,daha da önemlisi yaşatmak ve ışık olmanın var olduğu çoşku dolu günlere uyanmak ümidiyle…

etiketlerETİKETLER
  • İnci Yulmazer
    2 hafta önce

    Mert Tokatlının yazısını çok beğendik. Ne kadar doğru.Duygulandım

    yorum beğen

Sıradaki içerik:

MASUMİYETİMİZİ UÇURUMDAN FIRLATTIK